Çin’in Vuhan kentinde bir canlı hayvan pazarında ortaya çıkan ve çeşitli hayvanlardan (yarasa ve pangolin) evrilerek insanlara bulaşan Covid-19 adlı yeni koronavirüs son 4 aydır hepimizin yaşamını oldukça derinden etkilemiş durumda. Yazıyı yazdığım 23 Nisan sabahı (23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’mız bu sosyal mesafelendirme şartlarında da olsa kutlu olsun!) itibariyle dünyada 215 bölgede iki buçuk milyondan fazla kişiye bulaşmış ve 180 binden fazla kişinin hayatına mâl olmuş durumda. Maalesef bu sayılar, sadece sayısı ve hassasiyeti sınırlı testlerle veya hastalık belirtileriyle tespit edilebilen kısmı. Yani test hassasiyetinin yanlış negatif verdiği, hastalığa sahip olmasına rağmen tespit edilememiş birçok insan da var. Yapılan bir araştırmaya göre bazı testlerin yanlış negatif verme olasılığı %1.8 ve %3.5 iken bazıları %11 ile %15 olarak tespit edilmiş, yani testi üreten firmaya göre değişkenlik bir hayli yüksek. Bunun dışında hastalığı kapmış fakat belirtilerini hiç göstermeyecek, tıptaki terimi ‘taşıyıcı’ olan istatistiksel rakamlara vaka olarak yansımayacak insanlar var. Yani aslında bütün dünyada hastalık resmi verilerin çok ötesinde yayılmış durumda. Hatta sadece birkaç gün önce Birleşik Krallık’ta açıklanan ölüm sayılarının gerçekle örtüşmediği, resmi kurumların sayıları %40 daha az gösterdiği ortaya çıktı! Yani sayılar aldatıcı olabilir. Buna rağmen, İspanya’da  yaşadığım için rahatlıkla söyleyebilirim ki, rakamların çok yüksek olmasına rağmen sokaklarda herhangi bir panik durumu yok, sadece market, manav ve eczaneler açık ve hayat bu uç şartlar halinde bile olabildiğince normal ilerliyor. Ama etraftaki olağanlığın sizi durumun ciddiyeti hakkında yanıltmasına izin vermeyin lütfen!

Sosyal Mesafelendirme ve Kişisel Önlemler

Yeri gelmişken sosyal mesafelendirme kurallarını tekrarlamak ve kendim uyguladığım birkaç ipucunu size vermek istiyorum:

  • Olabildiğince evde kalmalı ve mümkünse evden çalışmalıyız,
  • Çok zorunlu bir ihtiyaç var ise evden çıkarken mutlaka eldiven ve maske takmalı, kolayca ve yüksek ısılarda (40-60 derece) yıkanabilen, gözden çıkarabileceğiniz giysiler/ayakkabılar seçilmeli,
  • Acil bir durum söz konusu değilse çapraz kontaminasyonu (cross-contamination) önlemek amacıyla dışarı sadece asgari eşya ile, telefon, para, cüzdan, anahtar yerine, sadece kredi kartı ve kimlik/ehliyet ile çıkılmalı, (özellikle telefon konuşurken yüzümüze sürdüğümüz bir alet olması dolayısıyla yüksek risk taşıyor)
  • Sokakta/markette/eczanede sıra beklerken insanlar birbirinden en az 2 metre mesafede durmalı ve küçük bir alana aynı anda çok fazla kişi girmeyip dışarda beklemeli,
  • Dışarıdan geldikten sonra, ayakkabıları kapı dışında çıkarıp bir dahaki çıkışa kadar bir plastik torbada muhafaza etmeli, üzerimizdekileri bekletmeden yüksek derecelerde yıkamaya attıktan sonra çok fazla yüzeye temas etmeden kendimiz de yıkanmalıyız.
  • Bonus olarak, alışverişten sonra içine su girmesi mümkün olmayan plastik kaplı ve paketli her şeyi mutfak eldiveni giydikten sonra bulaşık yıkamak için kullanmadığınız bir sünger ve bulaşık deterjanıyla köpürterek yıkayıp durulayabilirsiniz.

 

Normale Dönüş

Tabii ki bu sıralar herkesin aklında aynı soru işaretleri var, sosyal mesafelendirme önlemleri kapsamında ne kadar daha evde kalmalıyız? Evden çalışmamız mümkün değilse ve para kazanmak için her türlü çıkmamız gerekiyorsa, ne zaman korkmadan dışarı çıkabileceğiz? Bu şartlarda yaşamımızı nasıl sürdürebiliriz? Ülkenin/dünyanın bu hali ne zaman sona erecek, ne zaman normale döneceğiz?

Yukarıdaki birçok sorunun henüz kesin bir cevabı yok, her ülkenin/bölgenin durumu değişik olduğu için ülkeler buna kendileri karar verecek, belki de birbirini örnek alacak. Aynı şekilde çalıştığınız firma da kendi çalışma ve güvenlik politikalarını geliştirecektir. Güvenlik ve emin olmak açısından son vakanın tespit edilip, iyileşmesinden 1 ay sonra normalleşme sürecine kontrollü bir şekilde girilmesi aslında en iyi seçenek. Fakat salgını güvenlik önlemlerine çok erken başlayıp salgını en hafif ve kısa sürede geçiren Güney Kore’de bile normalleşme süreci hastalığı geçirip iyileşmiş 91 kişinin iki hafta önce tekrar pozitif çıkması sonucu baltalandı. Yine de  ülkeler ve firmalar ekonomilerini de düşünmek zorunda olduklarından bu normalleşmeyi en erken şekilde başlatmak isteyeceklerdir. Buna en çok tıp bilimi, etkisi test edilmiş ve kanıtlanmış bir ilaç veya aşı bularak yardımcı olabilir.

Eski hayat düzenine en hızlı şekilde ulaşmak için Almanya, İtalya ve Çin birbirinden bağımsız olmak üzere yeni testler geliştirdi. Bu testler hastalığın pozitif veya negatif durumuna değil, hastalığa karşı bağışıklık kazanıp kazanmadığınıza bakıyor. Almanya’da bağışıklığı olan iş gücüne çalışmaya başlamadan önce ‘bağışıklık sertifikası’ verilmesi planlanıyor. Ama tabii ki bu sertifikaların halkın birbirine güvenini sarsacağı hatta ayrımcılığa zemin hazırlayacağı gibi etik konular da tartışılıyor. Bunun yanısıra, bilim insanları henüz bağışıklık sisteminin Covid-19’a karşı nasıl tepki verdiğini ve bağışıklığın ömür boyu sürüp sürmediği bilinmiyor.

Bu çözümlerin bilinmezliğinden başka, bazı insanlar ‘sürü bağışıklığı’ (herd immunity) kazanılmasından bahsediyorlar. Sürü bağışıklığı hastalığın toplumda belli bir oranda yaygınlaşarak bağışıklık kazanılmasını öneriyor. Bu oran her hastalık patojeninin insandan insana geçme hızına göre hesaplanan bir yüzde, Covid-19 için %70. Genelde bu, devletlerin aşı politikalarıyla çocuklukta kazandırılan kontrollü bağışıklıkla yapılıyor. Ama bu bağışıklığı aşı olmadan doğal yollarla yapmak çok tehlikeli. Çünkü toplumun %70’i yüksek risk grubunda nefes darlığı, diyabet, kalp rahatsızlığı, ve kanser gibi vücudu zayıflatan kronik hastalığı olanları ve 60 yaşının üstündekileri de barındırıyor. Bu insanların hastalığa yakalanmaları durumda tıbbî yardım olmadan veya hastaneye başvurmadan hastalığı atlatmaları mümkün değil. Ayrıca daha genç yaş grubundakilerin risk altında olmadığını söyleyemeyiz. Zira şu ana kadar her yaş grubundan hayatını kaybeden mevcut. Bu yüzden, aşı olmadan böyle bir sürü bağışıklık projesine girmenin bedeli bütün dünyada akıl almaz şekilde ağır olabilir.

 

 Tıbbî Çözümler

  1. İlaçlar

4 Şubat’ta yayınlanan Covid-19 virüsü üzerinde etkisi ölçülen çalışmada Amerika’nın Food & Drug Administration (FDA) onaylı ilaçları için sonuçlar şöyle:

  • Ribavirin, Pensiklovir ve Favipiravir ilaçları için virüs enfeksiyonunu azaltması için gereken asgari miktar belirlendi. Fakat bu seviyelerin vücut içindeki güvenliği ve yan etkilerinin araştırılması gerekiyor. Favipiravir Ebola’yı engellemekte %100 başarılı olmasına rağmen belirlenen miktarın Covid-19 için de yeterli olup olmadığı kanıtlanmalı.
  • Nafamostat: MERS’in zarlardan geçişini engellemekte kullanılan güçlü bu ilaç, Covid-19’un da engellenmesinde de işe yarıyor.
  • Nitazoksanit de insan ve hayvan koronavirüslerine karşı kullanılabilen, genel spektrumu olan ticari bir antiviral ilaç. Düşük konsantrasyonlarda Covid-19’u engelleme yetisine sahip. Bir sonraki aşama olan, canlı denek (in-vivo) testleri için önerilmiş durumda.
  • Remdesivir ve Klorokin bu çalışmada en çok potansiyel gösteren ilaçlar. Diğerlerine göre daha düşük konsantrasyonlarda Covid-19 virüsünü bloke edebiliyor.

 

Fakat şimdilik yapılan araştırmalar, ilaçların Covid-19 hastalığını tamamen iyileştirdiğine dair bir kanıt bulmuş değil. İlacın hala geçmesi gereken hayvan testleri ve kontrol gruplu insan deneyleri var. Maalesef Amerikan başkanı Trump’ın eski bir sıtma ilacı olan klorokini bilimsel kanıt olmadan çözüm olarak önerdiğini biliyoruz.

Bahsedilen Remdesivir ise aslen Ebola ve Marburg virüslerine karşı geliştirilmiş antiviral bir ilaç. Yapılan araştırmalarda SARS, MERS ve koronavirse karşı da etkisi olduğu gösterildi. Virüsün kendi RNA yapısını tutunduğu sağlıklı hücreye enjekte etmesi ve çoğalma aktivitesini DNA’nın adenozin proteinine benzediği için araya girerek erken bitiriyor. Böylece virüs vücut içinde çoğalamıyor. Umut veren bu ilaç için Şikago Üniversitesi’nde testler sürüyor.

Ek olarak Cornell Üniversitesi’nde yapılan bir çalışmaya göre Covid-19 koronavirüsünün üzerindeki sağlıklı hücrelere bağlanmayı sağlayan proteinlerin çalışma prensibinde kalsiyum iyonlarının etkili olduğu bulundu. Bilim insanları kalsiyum iyonlarının kullanımını ve bu prosesteki etkinliği azaltabilecek geniş spektrumlu bir antiviral ilaç yapmayı planlıyorlar.

Burada söz ettiğimiz ilaçların antiviral olduğunu ve bunların antibiyotiklerden ayrı bir ilaç kategorisi olduğunu hatırlatmış olayım. Antibiyotikler bakterilerle savaşmakta kullanılıyor fakat virüslere etki etmiyor. Antiviral ilaçlar ile antibiyotiklerin birlikte kullanımı, virüsle savaşan yorgun vücutta enfeksiyonların baş göstermesine sebep olması yüzünden. Dolayısıyla herhangi bir belirti hissettiğinizde ilaç almadan önce lütfen doktorunuza danışın.

 

  1. Aşılar

Hasta olanları iyileştirmekte kullanılan ilaçların dışında, aşı geliştirme çalışmaları da dünyada ve tarihte daha önce hiç görülmemiş bir hızla yapılıyor. Geliştirilecek aşının, çocukluğumuzda olduğumuz kızamık, su çiçeği, hepatit A ve B, kabakulak, difteri ve buna benzer birçok hastalık aşılarına benzer şekilde zayıflatılmış veya ölü virüsün vücuda zerk edilmesiyle bize kontrollü ve doğal yollara göre hayatî riski en aza indirgenmiş şekilde bağışıklık kazandırılması bekleniyor.

Şu anda dünyada birçok tıp grubu ve ilaç firması olası bir aşı üzerine çalışıyor, büyük yatırımlar yapıyor. Bunlardan en önemlileri:

  • İngiltere’nin ünlü Oxford Üniversitesi ve Imperial College’ın da içinde bulunduğu 21 farklı koronavirüs araştırma projesine Birleşik Krallık’tan 14 milyon sterlin yatırım yapıldı ve birkaç gün önce 44.5 milyon sterlin daha yatırım yapılması kararlaştırıldı. Oxford’un çalışmasında insan testlerine 24 Nisan’da başlanacak.(13) Çalışmada 18-55 yaşları arasında 510 gönüllü sağlıklı insanın yer alacağı açıklandı. Imperial College’ın çalışmasında geliştirilen aşının kas hücrelerine Covid-19’un yüzeyinde bulunan proteini yapması için genetik talimatlar vermesi ve bu sayede bağışıklık sistemini harekete geçirmesi planlanıyor. Bu çalışmanın hayvan üzerindeki denemeleri Şubat ayından beri devam ediyor ve insanlar üzerindeki testlerin Haziran’da başlayacağı bekleniyor.
  • GSK ve Sanofi ilaç firmalarının ortaklaşa gerçekleştirdiği bir başka çalışmada aşı testlerinin yapılmasına 2020’nin sonunda başlanması bekleniyor.
  • ABD’de aşı geliştirmelerine 1 Milyar dolar ayrılmış durumda. Bu para ilaç devi Johnson&Johnson ve araştırma ortağı Biomedical Advanced Research and Development Authority (Barda) arasında paylaşılacak. İnsan testlerine hayvan deneyleri atlanarak sağlıklı gönüllülere yeni jenerasyon ‘genetik hack’ verilerek başlandı.
  • Ülkemizde de Covid-19 için iki ayrı aşı çalışmasında sıra hayvan deneylerinde. Acıbadem Labcell Hücre Laboratuvarı ve Kordon Kanı Bankası Direktörü Hemotoloji Uzmanı Prof. Dr. Ercüment Ovalı’nın önderliğinde 24 Nisan’da hayvan deneylerine başlanıyor. Değişik evrelerden geçecek olan aşı adayının testlerinin ideal şartlarda ortalama 3 ay sürebileceği belirtiliyor.
  • İsviçre’nin Bern Üniversitesi’nde de aşı çalışmaları büyük bir hızla devam ediyor. Yapılan açıklamaya göre çalışmaların hızla tamamlanıp Ekim 2020 gibi çok erken bir tarihte bütün İsviçre halkının aşılanması bekleniyor. Eğer bu başarılabilirse dünyada aşı geliştirip kullanan ilk millet olacaklar. Diğer araştırmalara göre geliştirme zaman diliminin bu kadar kısa olmasının sebebi ise Ar-Ge çalışmalarında kullanılan özel virüs-benzeri enfekte etmeyen fakat bağışıklık sağlayan partiküller ve bu partiküllerin büyük miktarlarda ve hızlı şekilde üretilebilmesi. Aşının geliştirilmesi ve üretimi için yaklaşık 103 milyon dolar gerekiyor.

Yapılan bütün bu çalışmalar dünyaya umut verse de, yine de birçok biliminsanı aşı AR-Ge ve büyük çapta üretiminin en az 1-1,5 yıl alacağını söylüyor. Bu süre dünyadaki 7.5 milyar popülasyona için aşı geliştirmek, üretmek ve dağıtmak açısından bilimsel, teknolojik ve lojistik bir başarı olsa da, bütün dünyanın aşı bulunana kadar evde durmasını beklemek hem insanların psikolojisi açısından hem de dünya ekonomisi kayıpları açısından çok büyük bir zaman dilimi. Tam da bu yüzden Bill Gates’in başında olduğu bir kuruluş geliştirilmekte olan 7 olası Covid-19 aşı tipinin üretimi için fabrikalar kullanılmayacak olsa bile kendi cebinden toplamda birkaç milyar dolar yatırım yapıyor. Bu aşılardan en çok ikisinin seçileceği düşünülürse aslında ne kadar çok parayı heba ettiğini düşünebilirsiniz. Fakat kendi açıklamasına göre ekonominin dünyada durması trilyonlarca dolara mâl olacağı için bu aslında iyi bir yatırım!

Kısacası bu dünya ölçeğindeki büyük krizi bilim, teknoloji ve birlikteliğimiz sayesinde en kısa zamanda atlatacağız.

Evde kalın, sağlıklı kalın.

The post Covid-19 Genel Durumu, Sosyal Mesafelendirme, Öne Çıkan İlaçlar ve Aşılar appeared first on Başlangıç Noktası.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir